Kucak aç.

İçimde onca karmaşayı ve mutsuzluğu yok eden, edebilen bir sevgi var. Yüzümde hiç büyümeyen o çocuksu ifade, sol yanağımda kocaman diğerinde küçücük bir gamze, ellerim rengarenk ojeli, mutluluğunu küçük şımarıklıklarına borçlu bir kız çocuğuyum ben. Büyümem. Büyümek çok sıkıcı. Ellerim geleceğe uzandıkça kısalıyor boyum. Alice’in içtiği o iksirden damlatıyor içtiğim sulara Tanrı. 

Güzellikler, ışık, zifiri karanlık ve suretlerle ama en çok da kelimelerle sevişiyorum. Ruhum aydınlanıyor. O bunu hiç bilmiyor. Bense ilk gördüğünde küçük bir kız çocuğuna benzettiği suratımı asmak yerine kırık bir gülümseme konduruyorum yüzüme. Seviyorum kendimi. Onca şeye rağmen. Onsa yanlış, onca hata, onca günaha rağmen ufacık bir siyahlık bulaş(a)mamış kanıma. Kendimle gurur duyuyorum. Sevme gücüme, fedakarlıklarıma, adım atmak yerine dört nala koşan, telaşlı, heyecanlı ruhuma, aniden yükselen sesime, ağzımdan çıkan -bilerek ya da bilmeyerek- her sözcüğe, yazdığım her satıra dört elle sarılıyorum. Benim bir parçam onu güzelleştirecek, yeri geldiğinde iyileştirecek, huzur verecekse nasıl sarılmam?


Evde olunca böyle oluyor.

Evde olunca böyle oluyor.


Kramp.

Güçlü değilmişim ben. Midemdeki kramplar, bacaklarımı karnıma çektikçe artan kasılmalar, doğmayan küçük çocukların tekmeleri… Tahammül edemiyorum. Her yeni doğan günü nasıl böyle kirletiyoruz? Nasıl mahvediyoruz böyle yaşamayı? Nefes almak demek tüm o acıları biraz daha demlemem demek nefes borumda. Sonra süzülüp gitmeleri için kim bilir kaç şişe gözyaşı gerek? Umurunuzda mı?

Biraz keder, biraz baş dönmesi, sonsuza dek uykusuzluk ve birbirleriyle kavuşmaya hasret, bu sebeple çok öfkeli, hep isyan eden kirpiklerim var. Kim verecek bunun hesabını? Benim güçsüz ellerim mi, onların vicdansızlığı mı?

Benim günahım yok. Biliyorum.


Zola da balkon keyfini sevdi.

Zola da balkon keyfini sevdi.


Bu yaz “Ne Okuyacağım?” deme diye!

Geçen bir Anonim yaz tatilinde okuması için birkaç kitap önermemi istedi benden. “Madem böyle bir şey yapacağım tüm canlar için ortaya karışık birkaç öneri sunayım.” dedim ve unuttuklarıma yanarak işte bu postu yaptım. Umarım işe yarar.

Sevgiler, saygılar, öpücükler!

Bazıları Klasik Sever

Kamelyalı Kadın-A. Dumas

Rua Dam Vale-Nabakov

Madam Bovary-Flaubert

Yeraltından Notlar-Dostoyevski

Felatun Bey ve Rakım Efendi-Ahmet Mithat Efendi

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç-Hüseyin Rahmi Gürpınar

Aylaklar-Melih Cevdet Anday

Ayaşlı ve Kiracıları-Memduh Şevket Esendal

Öykülerden Öykü Beğen

Dokuz Öykü-J.D Salinger

Son Kuşlar-Sait Faik Abasıyanık

Dert Yorumcusu-Jhumpa Lahiri

Çalı Horuzu-Michel Tournier

Küskün Kahvenin Türküsü-Carson Mccullers

Dost-Vüs’at O. Bener

Gecegezen Kızlar-Tomris Uyar

Bozbulanık-Nezihe Meriç

Ödlekler Cesurdur-William Saroyan

Nasıl Seviyorum Belli Değil

Franny ve Zooey-J.D Salinger

Adaş-Jhumpa Lahiri

O/ Hakkari’de Bir Mevsim-Ferit Edgü

Yolda-Jack Kerouac

Füruzan-Sevda Dolu Bir Yaz

Kazancı Yokuşu-Ferhan Şensoy

Canistan-Yusuf Atılgan

Yalnız Bir Avcıdır Yürek-Carson Mccullers

Göçmüş Kediler Bahçesi-Bilge Karasu

New York Üçlemesi-Paul Auster

Tanışalı Çok Az Oldu Ama Galiba Senden Çok Hoşlanıyorum

Bütün Hikaye ve Diğerleri-Ali Smith

Eva Luna-I. Allende

Locarno Dilencisi-Kleist

Yaz Ortasında Ölüm-Yukio Mişima

Beşinci Çocuk-Doris Lessing


Hişt pişt.

Çocuklar (hala) peytonsawyerruhlukiz@gmail.com yerine peytonsawyerruhlukiz@hotmail'e mail atıyorsunuz ve ben bin yıl sonra görüyorum. Yazık değil mi? 


6.7.14 / Büyükada

Sıcağa, yokuşlara inat bol kahkahalı, zakkumlu, çok mutlu bir gün. 


Canım Fürüzan Yeni Konuklar’da Almanya’da yaşayan gurbetçileri, onların çocuklarını anlatmış. Bu sefer öyküleriyle değil denemeleriyle cız ediyor içim.
Uzak olmak ne zormuş. Başka olmak. Hoş bazen ait olduğu yerde bile yabancı hissediyor, hissettiriliyor insan ama gurbet ayrı bir yara.

Canım Fürüzan Yeni Konuklar’da Almanya’da yaşayan gurbetçileri, onların çocuklarını anlatmış. Bu sefer öyküleriyle değil denemeleriyle cız ediyor içim.
Uzak olmak ne zormuş. Başka olmak. Hoş bazen ait olduğu yerde bile yabancı hissediyor, hissettiriliyor insan ama gurbet ayrı bir yara.


Şükür.

"Sensin o-

O sensin-

Sen o’sun”*

Ben hiç bilemezdim böyle olacağını. Bir yandan yanıp öbür yandan sönüyorum. Aşk bu. Huzursuzlukları ayıklayarak geldik biz buralara. Aşkı düşleyip aşka düştük. Şükür. 

Gözlerim, yüzüne yüzümü sürdüğümde alnına, kaşının bir ucuna değen kirpiklerim, en çok da parmak uçlarım ve nefesimle hissediyorum: Bu son. Bu gerçek. Hayal değil. Hayal kadar güzel, bazen inanılmayacak kadar ama değil.

Kalbimi kırışları, o büyük adam konuşmaları, mantığının akıl almaz hoyratlığıyla yanıyorum. Sarışı, öpüşü, gülüşü, mutlu olduğu her an içimi açıyor. Gözyaşlarım, isyanım, susuşlarım, cesaretim, hayallerim, sevebilme gücüm ve sınırım kimseye sunmadığım kadar bol. Onunsa geri dönüşleri, pişmanlıkları, şefkati ve aşkın tadına ilk varışları dolduruyor tüm boşlukları. Acıyla ve aşkla en çok da tutkuyla dönen sonsuz bir denge. Mükemmel, tam ayarında. Ne bir eksik ne bir fazla.

"Sen-sin:

sonuncusuna dek,

hep-“*

Not: “Nasıl gidiyor?” diye soranlara cevabım olsun bu yazı. 

*Aşk “İle”den bir sayfa yolladı. “Bizim kitabımız olabilir.” dedi. Parantez içindeki küçük ama aslında kocaman kelimeler oradan.


Haziran ayı okunanlar.
En iz bırakanı “Hakkari’de Bir Mevsim” oldu.

Haziran ayı okunanlar.

En iz bırakanı “Hakkari’de Bir Mevsim” oldu.


Q
utanır insan böyle güzel okunur mu?
Anonymous
A

Yüzümde kocaman, şapşal bir gülümseme oluştu. Tatlı anonim. Çok yaşa yahu! :)

Not:Ne diyeceğini bilememek, sevinmek, utanmak, mek, mak. 


Tezer’imin sayesinde tanıştım Kleistle. Çok sevdim. Kendisi Goethe sonrası Alman romantik-gerçekçi akımın en önemli yazarı. 
Can’ın kapak seçiminin Bosch olması ayrı bir güzellik. 

Not: İyi yazarlar sayesinde tanıştım hep iyi yazarlarla.

Tezer’imin sayesinde tanıştım Kleistle. Çok sevdim. Kendisi Goethe sonrası Alman romantik-gerçekçi akımın en önemli yazarı.
Can’ın kapak seçiminin Bosch olması ayrı bir güzellik.

Not: İyi yazarlar sayesinde tanıştım hep iyi yazarlarla.


Erkekler kadınlarının dizlerine kapanıp af dilemedikçe bu dünyaya huzur gelmez.
Yolda-Jack Kerouac (via peytonsawyerruhlukiz)

Ben Barok dönemi Velâzquezle sevmiştim çocuklar.


Aç.

Kaç kalp kırığı var şu ömürde? Sadece toplayıp çöpe attıklarını değil, toplanıp çöpe atılanları da hesap et. Onlarınki seninkinin üçte biri bile etmez diye düşünüyorsun. Üzülüyor musun?

Neler ve neler, neler? Yorgun şimdi herkes. Kimler ve kimler, kimler? Kurumuş bir dudağa yaklaşıp hayat verdiğin için mutlu ol sen. Yorgunluk elbet geçer gider.

Aç koynunu aşk dolsun. Taşsın, aksın göğüs kafesinden aşağıya usulca. Bir kağıt, bir kalem ve bir çizgili defter ile bıkmadan anlatırım ben her şeyi sana. Sen sev. Çok sev. Bir gün seni terk edeceğimi düşünmeden ve kahrolmadan sev. Bir kuş koy kalbine, benim adımı duydukça kanat çırpsın. 

Doyamam ki. Doyamam ben sevgilere. Küçük bir kız çocuğunun kırılganlığı, küçük bir oğlan çocuğunun doymak bilmeyen iştahıyla, oburca sever, sonra bana yetişemezsen üzülürüm. Kızarım biraz da. 

Doymayı sevmeyen, ama sevmeyi seven kaç kişi kaldık?