Yeni blog!

Okuduğum kitaplarda, altını çizdiğim cümleleri (Altını çizdiğim lafın gelişi canım. Kitapları karalamak yerine post-it kullanmayı tercih ediyorum.) sizlerle paylaşmak için yeni bir blog açtım: okumayadoyamadiklarim.blogspot.com.tr

Eğer siz de bir kitap hakkında fikir edinmek için alıntıların çok önemli olduğunu düşünüyorsanız bu blogu takip etmeniz çok işinize yarayabilir. (Mütevazilikten ölüyordu.) Sevgiler!

papazsblog said: edebiyatla ilgili filmlere merakın varsa eğer, izlediklerimden birkaçını tavsiye edebilirim. Eğer içinde izlemediklerin varsa mutlaka hoşuna gidicektir. Masamdaki melek ( An Angel at my table 1990), Quills (Düşlerin Efendisi 2000), Garip dostluk ( My afternoons with Margueritte 2010). İyi seyirler!

Ne tatlı insansın sen yahu! İnan hiçbirini de izlememişim. IMDB’ye girip bir göz atacağım hemen. Çok çok teşekkür ediyorum!

Gelme.

Bir kuş kanat çırpıyor ve açıyorum gözlerimi karanlığa. Kendimi tüm kapılardan kurtarıp gidesim geliyor. Büyük bir kaçış. Ölümden kaçmak bu düpedüz. Tanrının seni göremeyeceği bir yer aramak.

Uyandığımda sarılacak biri olsa yanımda belki bu kadar kötü olmayacak. Biri anlasa belki de. Ne menem bir acı ve korkudur bu. Küçülmek ve titremek. Kanatlarını kaybetmek ve sona geldiğini hissetmek.

Nasıl bir düşüş nasıl bir terk ediş olacak bu korku dolu uyanışların sonu. Muhakkak bir hastalık ile mi adlandırılacak? 

Güzel Amasya…

Geçen sene Kapadokya’da büyülendikten sonra kendime bir söz vermiştim. “Türkiye’nin he rköşesini göreceğim. Bunun için de her sene uzun ya da kısa ayırt etmeksizin bir tura katılacağım.” diye. Kendime verdiğim sözü tuttum. Bu sene bayram tatilimde Amasya,Çorum ve Tokat’ı kapsayan Galatya turuna  katıldım. Geçen sene hiç ihtimal vermeyeceğim bir şekilde yanımda sevdiğim, daha yılımızı doldurmadan beraber tatil yapacak olmanın verdiği sevinç, yeni yerleri, özellikle derste gördüğüm yapıları görecek olmanın heyecanı ile yola çıktım. Otelde yaşadığımız bazı sıkıntıların haricinde her şey çok güzeldi. 

Amasya gönlümüzü fethetti. Umarım yolumuz bir kez daha düşer bu güzel şehre de doya doya bir kez daha gezeriz…

Yeni bir yazar keşfetmek gibisi yok.

Yeni bir yazar keşfetmek gibisi yok.

Kitap öner deyip duruyorsunuz ya buyrun çocuklar. Nasıl güzel bir kadın Nezihe Meriç bir bilseniz. Duygulanıyorum, durup düşünüyorum okurken. Sanırım edebiyatı anlamak için edebiyatçıları daha iyi tanımak gerek.

Not: Mektup okumayı sevmeyen bizden değildir.

Kitap öner deyip duruyorsunuz ya buyrun çocuklar. Nasıl güzel bir kadın Nezihe Meriç bir bilseniz. Duygulanıyorum, durup düşünüyorum okurken. Sanırım edebiyatı anlamak için edebiyatçıları daha iyi tanımak gerek.

Not: Mektup okumayı sevmeyen bizden değildir.

Benimle aynı düşünen yazarları okudukça çok mutlanıyorum.

Benimle aynı düşünen yazarları okudukça çok mutlanıyorum.

Sevmeye değer mi?

Sesim çıkmıyor, galiba ben artık sindim.

Birine güvenmek ise melese ben sana güvendim. Kim ne derse desin hep sana inanmayı seçtim. Bu sonsuza dek sürer.

Hayallerim, belki de senin umursamadığın fikirlerim var. Keşke hakkımda ne düşündüğünü hiç eksiksiz senden dinleyebilseydim.

Birinin gözünde özel ve güzel olmak nasıldır? Nasıl sever bir erkek bir kadını? Gösterdiğin kadarıyla yetinmem imkansız. Bana ruhunu açman ve içindekileri bir bir anlatman gerek.

Daha kaç ay oldu? Kaç ay içinde biz böyle emin olduk her şeyden? Ben nasıl kaptırdım kendimi. Korkuyorum. Ya sen tanıdığım adam değilsen? 

Sözler verdik, kavgalar ettik, kimi zaman ne yapacağımızı bilemedik. Oysa şimdi her şey öyle kesin ve net ki. Tüm bu kararların bu kadar erken olması normal mi? Yoksa ilk kez böyle hissediyorum diye mi?

Bir yandan koca bir kadınım. Özgür, deli fişek, korkusuz… Sen işin içine girince ise gözleri dolu dolu, korkak bir kız çocuğu oluveriyorum. Hayallerim sen oluyorsun, idealim sonsuz mutluluk.Oysa ben mutlu olmaktan öte dilediğimi yapabilmeyi seçerdim her zaman.

Bir kendime gelsem. Bir netleştirsem her şeyi kafamda. Yoruluyorum.Yetişemiyorum. Zor geliyor. Oysa bir yanım nasıl mutlu. Sadece şu içimdeki dört nala koşan kıza söz geçiremiyorum… 

Her şarkının bir anısı var bende. Anı dediysem öyle çok romantik şeyler düşünmeyin hemen. Hayatımın her evresinde bir koku, bir ses ve bir tat hissederim. Her yeniden başlayış, her kapanış (irili ufaklı) ile bu duyular yenilenir.
Bu şarkının içinde yer aldığı albüm yeni çıkmıştı. Yeni mezun olmuştum. Saçmasapan bir işte çalışıyordum. Her sabah bu şarkıyı dinliyordum. Çalıştığım yerdeki insanların kokuları, sesleri sindi sanki bu şarkıya zamanla. Sonra bir iki kalp atışı eklendi. Sonra birkaç heyecan. Yazmak için yeni yerler arıyor, ilk kez benim gibi yazan insanlarla bir araya geliyordum. Ama yalnızdım. Yanıma gelen onca adamı uzaklaştırmak için yalnızlık harika bir şeymiş gibi davranıyordum. Oysa içim içimi yiyordu. Gözlerim onu arıyordu.
Aradan kaç ay geçti. O yalnızlığım, tek başıma sigara içişlerim, yemek molasında kimse görmeden kendimi dışarıya atma çabalarım, bir şekilde kendi işimle uğraşma isteğim, en yakın arkadaşlarımdan birini Ankara’ya uğurlayışım, giderek tek başıma kalmalarım nasıl uzak şimdi.
Hiç tahmin etmezdim böyle olacağını. Birini seversem bu sefer harika olacak diye düşünüyordum. Hata yapmayacaktım mesela. Ama yapıyorum işte. O da mükemmel değil. Hiçbirimiz değiliz. Arada kavga ediyoruz. Sonra yeniden barışıyoruz. Sonra ben kim bilir kaçıncı kez şaşırıyorum. Biriyle yeniden bir olmak, onunla tartışıp yeniden barışmak, biri için ağlamak, sinirlenmek nasıl oldu da bir kez daha başıma gelebildi? Ben bunca güzel şey için ne yaptım ki?

"Uykum gelene kadar okuyayım." diyorum. Zaten su gibi akıyor kitap.

"Uykum gelene kadar okuyayım." diyorum. Zaten su gibi akıyor kitap.

Hazır ve nazır.

Sormadan edemiyorum: Neden böyle? 

Tam içim kaldırıyor, “Oh ben çok iyiyim.” diyorum ve yine bin tilki dolaşmaya başlıyor zihnimde. Bu kadar düşünmek hiç iyi değil.

Karşılığını beklemekten usanan bir sevginin kırılganlığı gibi bir şey bu içimdeki. Oysa daha ne kadar oldu ki?

Bilmiyorum. Belki de bunca merakım, bunca bekleyişim sadece şu gitme ve terk etme isteğim yok olsun diyedir. Bir yere, birine ait olmam, bir hayat kurmam gerek sanki durulmam için. Aksi halde bir gece ansızın gidebilir ve kendime başka bir hayat kurabilirim. O bunu hiç bilmesin en iyisi. 

Gün geçtikçe yapmayı istediğim her şey bir kuş olup uçuyor avuçlarımdan. Oysa daha çok gencim. O kuşları yakalamama yardım edecek bir özgürlüğüm, hayallerimi gerçekleştirecek kadar yoğun tutkularım var. Ama elim kolum bağlanıyor. Bir adamı seviyorsun, bir şehre bağlanıyorsun ve içinde kopan fırtınalar yok oluyor. Derdin evlilik, hayalin bir bebek, bir damla huzur ve sıradan bir hayat oluyor. Olmamalı. Sen bu musun? Aynaya baktığında onca yıl tutkuyla savaşan; okuyan, yazan, hayal kuran ve hep isteyen kadından geriye sevdiği adamdan huzurlu bir yaşam dilenen bir kadın kaldığını görünce hiç mi için sızlamıyor?

Aşk, peşinden koşacağın özgürlüklerin olsun.

Bu dünyaya bir canlı getirmeden bu dünyada bir küçük izin olsun.

Sen busun. Böyle mutlu olacaksın.

Varsın o kadınlar huzurlu yuvalarında kocalarıyla çekirdek çitlesinler. Bebek kusmuğu, ıslak mendil kokusu, iki küçük ayağın yumuşaklığı içinde günlerini geçirsinler. 

Sen sev. Yaşa. Aşkının peşinden koş. Yüreğinin sesini dinle. Hep yaz. Hep oku. Hep gül ve ellerini hep en ileriye, bilmediğin karanlıklara, çok yükseklere uzat. Korkma. Düşünme. “Ne olur?” diye telaşlanma.

Unutma: Sevdiğini en çok kendini sevdiğin zaman sevmiş olacaksın. Kendini sevmen için kendine inanman gerek. Kelimelerinle güzelliğine güzellik kat, aklınla büyüle onu. Aşık et ve aşık ol.

Yolun sonu elbet huzurlu bir yuvaya çıkacak.

Anonymous said: Öncelikle çok mutlu oldum bloğunu okurken , ayni zamanda cok beğendim insani kitap okumaya özendiren bi havasi var , paylasimlarin ayrıca çok güzel ve özel :)

Çok çok teşekkür ederim kuzucuk. Sevgiler, öpücükler!

The Spectacular Now (2013)

Anonymous said: Canımcım sanatla-edebiyatla ilgili film önerir misin?

Hemmen en sevdiklerimi sıralayayım canımcım:

Sylvia (2003) (Sylvia Plath’ın hayat hikayesi)

Aşkın Son Mevsimi (The Last Station) (2009) (Tolstoy’un hayat hikayesi)

Amadeus (1984) (Mozart’ın hayat hikayesi)

Sevdiklerini Öldür (Kill Your Darlings) (2013) (Allen Ginsberg ve Beat kuşağı üzerine)

Evde (Dans la Maison) (2012) (Yazmak üzerine)

Ruby Sparks (2012) (Yazmak üzerine)

Otomatik Portakal (A Clockwork Orange) (1971) (Kitaptan uyarlama)

Koku: Bir Katilin Hikayesi (Perfume: The Story of a Murderer) (2006) (Kitaptan uyarlama)

Rosemary’nin Bebeği (Rosemary’s Baby) (1968) (Kitaptan uyarlama)

Paris’te Gece Yarısı(Midnight in Paris) (2011)  (Yazmak üzerine)

Not: Daha çok var yahu. Yazmaya üşendim. Yeter değil mi şimdilik?